DAĞILAN RUHUMUZA ŞİFA, SOLUĞUMUZA CAN SUYU: RAMAZAN
Hani bazen dünya üstümüze üstümüze gelir de şöyle derin bir nefes alacak bir köşe, sığınacak bir liman ararız ya... Hele o Şubat’ın ilk haftasında soluğumuzun kesildiği, ruhumuzun dondurucu bir ayaza mahkûm olduğu o günlerden beri, hep bir "can suyu" bekledik durduk. Ama işte; tam darda kaldığımız o yerden ilahi bir kapı aralandı, ufkumuza bir hilal doğdu.
Rabbimize binlerce kez şükürler olsun ki bizi yine o muazzam iklimin eşiğine getirdi; beklediğimiz, özlediğimiz, o sinesine sığınacağımız "iki gözümün çiçeği" Ramazan kapımıza dayandı.
Rabbimiz bu mübarek ayı bizlere anlatırken; “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır...” (Bakara, 185) buyuruyor. Bu ilahi müjde, sadece zihnimize bir bilgi değil; pusulasını şaşırmış gönüllerimize bir istikamet, karanlıkta kalan yanlarımıza sönmeyen bir fener gibi iniyor. Ramazan'ın gelişi, sıradan bir zaman diliminin başlaması değil; yorgun düşmüş bir ruhun annesinin dizine başını yaslaması, o fırtınalı günlerde savrulan yanlarımıza ilahi bir elin uzanıp "korkma, buradayım" diyerek bizi teskin etmesidir.
Şimdi mahallelerimize, o yıkıntıların arasından filizlenen umutlarımıza bir rahmet bulutu gibi çökecek bu kutlu misafir. Bizim bu yıl heyecanımız da coşkumuz da bir başka; çünkü biz en ağır imtihanların içinden geçip, şükrün ve sabrın kıymetini yeniden kuşanarak geldik bu sofraya. Peygamber Efendimiz’in (sav) müjdesiyle; “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır” hakikatine sığınıyoruz. Bu yüzden artık hayata bakışımız bir başka, dualarımız bir başka; bu Ramazan bizim için sadece bir ibadet mevsimi değil, asıl açlığın sevgiye, merhamete ve o sarsılmaz imana olduğunu iliklerimize kadar hissetme vaktidir.
Fırınların önündeki o dumanı üstünde sıcak pide kuyruklarında beklerken sadece ekmeği değil, özlediğimiz o mahalle sıcaklığını, o kadim huzuru arayacağız.
Sahur vaktinin o nurlu sessizliğinde, semaya açılan ellerimizde sadece kendimiz için değil, canı yanmış her bir kardeşimiz için şifa dileyeceğiz. Bir tas çorbanın buharında sadece rızkı değil, paylaşmanın o muazzam gücünü, birbirimizin yarasına merhem olmayı hatırlayacağız.
Gözyaşlarımızın yerini şükrün huzuru, endişelerimizin yerini teslimiyetin güveni alsın.
Hoş geldin ey gönüllerin şifası, hoş geldin soluğumuza serpilen o serin su...
Bu yıl da soframızda eksilenlerin hüznü olsa da, maneviyatın o eşsiz sofrasında hepimiz tek bir yürek, tek bir dua olacağız. Rabbim birliğimizi daim, ibadetlerimizi kabul, Ramazanımızı ruhumuza ilaç eylesin.
Hoş geldin onbir ayın sultanı
Hoş geldin