DAĞLARIN HÜZNÜNDEN DOSTLARIN HUZURUNA...
Her Adıyaman’a gelişimde, ruhumun farklı ve hüzünlü duygulara büründüğünü hissederim.
Bu hafta da o heybetli dağların arasında kıvrılan yollarda ilerlerken, kendimi yine o tanıdık iklimin içinde buldum.
Yol boyunca dağların o sarsılmaz, zamana meydan okuyan vakur duruşunu inceledikçe; rüzgâra, kışa, fırtınaya rağmen yerinden milim kıpırdamayan o kayalar bana insana dair en sarsılmaz değerleri hatırlattı. Tıpkı bu ulu dağlar gibi yıllara ve fırtınalara meydan okuyan, insanı ayakta tutan o en asil duyguyu; yani vefayı düşündüm.
Dağların heybetiyle insanların omuzlarındaki yük, o kayaların direnciyle vefanın ağırlığı birbirine karıştı; içimde pek çok düşünceyle harmanlanmış karmaşık duygular uyandı.
Yol boyunca içimden geçen bu muhasebeler, boğazımda düğümlenen o yutkunuşlar kalbimi hafifçe sıkıştırıyordu; ne de olsa insan memleketine yaklaşırken kalbi hep başka çarpar. Hafif hafif esen rüzgar camdan içeri sızarken, radyoda çalan bir müzik sanki içimdeki bu sessiz tefekküre yoldaş oluyordu. Tam da böyle anlarda; o hüzünlü yolların sonunda sizi bekleyen, kalbinizin yükünü hafifletecek kadim dostların varlığını bilmek insana öyle bir güç veriyor ki... Bizi bu yollardan geçiren, gönlümüze bu ince duyguları üfleyen ve menzilimize sağlıkla ulaştıran Yaradan'a binlerce kez hamdolsun.
Adımımı attığım o dost kapısında bir kez daha anladım ki; bu hayatta bir tek dostunuz bile varsa çok şanslısınız. Birden fazla dostunuz varsa, hayatın size sunduğu en büyük zenginliğe sahipsiniz demektir. Memleket havası artık bizim için hep hüzün koksa da dostlarla bir araya gelince o hüzün; yerini derin bir huzura ve sessiz bir sözleşmeye bırakıyor. Aramıza kilometreler girse de sıcak ve samimi sohbetimiz hep aynı yakınlıkta, hep aynı içtenlikte kalıyor. Hz. Mevlana’nın o güzel düsturu kulağımda çınlıyor adeta: “Dost acı söyleyen değildir; dost, acıyı seninle paylaşandır.” Mesafeler sadece yollarda kalıyor; kalplerimiz ise her zaman yan yana, hep tek bir ritimde atıyor. Bizi böylesi güzel gönüllerle buluşturan, aradaki mesafeleri tek bir tebessümle eriten kadere şükürler olsun.
Özellikle en zor zamanlarımda, hiçbir karşılık beklemeden yanımda olan dostlarımın hayatımdaki, kalbimdeki yeri o kadar başka, o kadar kıymetli ki... Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) "Mü'minin mü'mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir." hadis-i şerifindeki o sarsılmaz yapının harcıyız adeta. Onların varlığı, en fırtınalı günlerde bile sığınabileceğim en güvenli liman oldu benim için. Dost meclisinde gerçekleşen o derin sohbetler, sadece havadan sudan konuşmak değildir; insanın ruhunu dinlendiren, zihnini berraklaştıran doğal bir terapidir. Maskesiz, hesapsız, sadece "kendiniz" olabildiğiniz o güvenli alanda ruh, uzun zamandır taşıdığı tüm yorgunlukları bir kenara bırakıp derin bir nefes alıyor. Hayatın tüm yükünün arasında ruhumuza böyle dingin duraklar bahşedilmiş olması ne büyük bir lütuf.
Üstelik o masadaki dostlardan biri aslen Antepliyse, sadece ruhunuza ziyafet çekmekle kalmaz; o şahane sofra kültürüyle midenizi de en zarif şekilde ağırlarsınız. İşte o zaman buluşma sofrası tam bir şenliğe dönüşür. Muhabbetin koyuluğuna eşlik eden o eşsiz lezzetler, paylaşılan her lokmada dostluğun tadını daha da katmerler. Bizleri hem gönül bağıyla hem de bu güzel ikramlarla rızıklandıran Yüce Yaradan’a hamdolsun.
İşte ben de bu hafta, o dağ yollarından geçip tam olarak bu şifayı, hissettiğim bu samimiyeti ve lezzeti yerinde yaşadım. Çayın demi, sohbetin en sıcak haliyle birleşti. Edilen kahkahaların, o şenlikli sofraların ve paylaşılan dertlerin ardından heybemi güzel hatıralarla doldururken, dostlarıma kocaman bir teşekkür, kalbimde de derin bir huzurla döndüm. Zaman akıp giderken hayatın telaşları elbet değişir; ancak en dar gününüzde omzunuzu yaslayabildiğiniz o omuzlar hep aynı güveni veriyor ve sofranız aynı neşeyle kuruluyorsa, siz bu dünyadaki en nasipli insanlardan birisinizdir.
Yüreği güzel tüm dostlarıma Adıyaman'ın dağ yollarından kucak dolusu selam olsun; iyi ki varsınız, varlığınıza şükürler olsun...